Gün boyunca yüzlerce insanla aynı yolu paylaşabiliyor, aynı araçlara binebiliyor ve aynı meydanlardan geçebiliyoruz. Buna rağmen gerçek bir karşılaşma yaşamadan eve dönmek artık şaşırtıcı değil.
Kalabalık, yalnızlığı kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Aksine hız, güvensizlik ve sürekli yetişme duygusu insanları birbirine daha çok yaklaştırırken ilişkileri yüzeyde bırakabiliyor.
Temas için alan açmak
Yalnızlık yalnızca bireysel bir mesele değildir; şehirlerin nasıl tasarlandığıyla da ilgilidir. Oturacak bir bankın, birlikte üretilecek bir alanın veya düzenli karşılaşmayı mümkün kılan mahalle mekânlarının eksikliği toplumsal bağı zayıflatır.
Çözüm büyük sloganlardan önce küçük temaslarda saklı olabilir. Bir komşunun hâlini sormak, ortak bir mesele için yan yana gelmek ve kamusal alanı yalnızca geçiş noktası değil yaşam alanı olarak görmek önemlidir.
Bir şehir, insanları ne kadar hızlı taşıdığı kadar onları ne ölçüde birbirine yaklaştırabildiğiyle de değerlendirilmelidir.