Köşe Yazıları

Kendi Babasından Daha Yoksul İlk Kuşak

Cumhuriyet boyunca kuşaklar, çocuklarının kendilerinden daha iyi yaşayacağına inandı. Türkiye uzun vadede zenginleşti; eğitim, sağlık ve yaşam standartları gelişti. Ancak bugün daha eğitimli gençler, artan konut maliyetleri, kiralar ve sınırlı ekonomik hareketlilik nedeniyle anne babalarının kurduğu hayatı kurmakta zorlanıyor. Sorun yalnızca gelir değil; gençlerin ev sahibi olma, aile kurma ve gelecek planı yapma ihtimalinin giderek zayıflaması. Bu nedenle yeni kuşağın yaşadığı temel sorun, yalnızca maddi yoksulluk değil, geleceğe duyulan güvenin azalmasıdır.
16 Eylül 2026 · 3 dk okuma
Kendi Babasından Daha Yoksul İlk Kuşak

Kendi Babasından Daha Yoksul İlk Kuşak mı?

Cumhuriyet’in belki de en güçlü vaadi şuydu:

Çocuklarımız bizden daha iyi yaşayacak.

Köyden şehre göçen baba, oğlunun memur olmasını istedi. Memur, çocuğunu üniversiteye gönderdi. Her kuşak, kendisinden sonrakini hayat merdiveninde bir basamak yukarı taşımaya çalıştı. Her zaman başarılamadı elbette; fakat yönümüz hep geleceğe dönüktü.

Peki gerçekten Cumhuriyet’ten sonra her nesil bir öncekinden daha mı zengindi?

Bunu matematiksel bir kesinlikle söylemek zor. Çünkü 1923’ten bugüne bütün kuşakları aynı yaşta, aynı gelir ve servet ölçüleriyle karşılaştırabileceğimiz kesintisiz bir veri setimiz yok. Ancak büyük resim açık: Türkiye uzun vadede zenginleşti. Kişi başına düşen reel gelir arttı; eğitim, sağlık, altyapı ve tüketim imkânları genişledi. Önceki kuşakların çoğu, çocuklarının kendilerinden daha iyi yaşayacağına inanmakta bütünüyle haksız değildi. 

Bugün ise o inanç ilk kez ciddi biçimde sarsılıyor.

Yeni kuşak, anne babasından daha eğitimli. Elinde diploma, yabancı dil, sertifika ve bilgisayar bilgisi var. Fakat bütün bu donanım, onu kendi evine çıkaracak ekonomik bağımsızlığa dönüştürülmüyor.

Babası otuz yaşında ev taksiti ödüyordu.

Oğlu otuz yaşında kirayı paylaşacak ev arkadaşı arıyor.

Geçmişi de masallaştırmayalım. Doksanlar ekonomik bakımdan İsviçre değildi. Her aile tek maaşla ev almadı, herkes yazlığa gitmedi. Enflasyon da vardı, işsizlik de, kriz de…

Fakat insanların önemli bir kısmında şöyle bir kanaat vardı:

“Bugün zorlanıyoruz ama birkaç yıl sonra daha iyi olacağız.”

Bugünün gençlerini asıl yoran, yalnızca parasızlık değil; bu cümlenin artık pek inandırıcı gelmemesidir.

Nitekim Türkiye üzerine yapılan bir kuşak araştırması, genç kuşakların aynı yaşlardaki önceki kuşaklara göre ev sahibi olma ihtimalinin azaldığını, kiracı olma ihtimalinin ise yükseldiğini gösteriyor. Örneğin 45 yaşındaki ev sahipliği oranı 1960 doğumlularda yüzde 70,5 iken, 1970 doğumlularda yüzde 58,7’ye geriliyor. TÜİK verilerine ve gayrimenkul piyasası analizlerine göre 1980 doğumlularda %55 seviyelerine kadar gerilemiş, kiracı oranı ise artmıştır.

Gelir hareketliliği üzerine yapılan başka bir araştırma da ekonomik konumun anne babadan çocuğa güçlü biçimde taşındığını ve daha yakın tarihli doğum kuşaklarında yukarı hareketliliğin bir miktar zayıfladığını ortaya koyuyor. Yani yoksul bir ailede doğan gencin yukarı çıkması zorlaşırken, varlıklı ailede doğmanın avantajı daha kalıcı hâle geliyor. 

İşte “babasından daha yoksul kuşak” derken kastettiğimiz şey tam olarak budur.

Bugünün gencinin daha iyi telefonu olabilir. Daha büyük televizyonu, daha hızlı interneti, daha fazla kıyafeti de…

Ama yoksulluk yalnızca sahip olunan eşyanın sayısıyla ölçülmez.

İşi olduğu hâlde ailesinden ayrılamamak da yoksulluktur.

Yıllarca okuyup geleceğini kuramamak da…

Çalıştığı hâlde ev, evlilik ve çocuk gibi hayatın temel kararlarını sürekli ertelemek de…

Bir kahveyi eksik içerek ev sahibi olunabilecek günler çoktan geride kaldı. Buna rağmen gençlere hâlâ “Biraz tasarruf etseniz siz de alırsınız” deniliyor. Oysa mesele kahve değil; emeğin, hayat kurmaya yetmemesi.

Bu yüzden yeni kuşağın yaşadığı şey yalnızca gelir yoksulluğu değildir.

Gelecek yoksulluğudur.

İnsan yarının bugünden daha iyi olacağına inanıyorsa zorluğa katlanır. Fakat ne kadar çalışırsa çalışsın yerinde sayacağını düşünüyorsa, önce planlarını küçültür. Sonra hayallerini erteler. En sonunda ya başka bir ülkeye gitmek ister ya da yaşadığı ülkenin geleceğine kendisini ait hissetmemeye başlar.

Belki bugünün gençleri Cumhuriyet tarihinin en yoksul kuşağı değildir. Önceki kuşakların gördüğü çok daha ağır yokluklar yaşandı.

Ama onlar, anne babalarından daha iyi yaşayacaklarına inanmayan ilk geniş kuşak olabilirler.

Ve bir toplum açısından bundan daha ciddi bir yoksullaşma göstergesi bulmak zordur.

Çünkü bir kuşağın cebindeki paranın azalmasından daha tehlikeli olan şey, önündeki geleceğin küçülmesidir.

Yazıdan Kareler
#ekonomi#Yoksulluk